TARİHTE VE GÜNÜMÜZDE KADIN (02.02.2014.) Cumhuriyet Pazar Dergi
Hasan Coşar, “Tarihte ve Günümüzde Kadın” kitabında erkek egemenliğinin tarihsel boyutlarını irdelerken, günümüze de bakıyor. 15 bölümden oluşuyor kitap. Freud'un erkek şovenizminden Sovyetler Birliği'nde kadının yerine, din ve kadın ilişkisine kadar pek çok konuyu kapsıyor. Yüzlerce kaynak okumuş bu kitabı yazmak için Coşar. Biz de onunla Sınırsız Yayınları'ndan çıkan kitabını konuştuk.
- Bu kitabı yazma fikri nasıl oluştu?
Kadınların yaşadıkları sorunlar ortada. Sürekli şiddet görüyor, taciz ve tecavüze uğruyor, katlediliyorlar. Sevdiği insanla evlendiği için öldürülen Güldünya’nın hikayesi, Adıyaman’da henüz 16 yaşındayken ailesi tarafından diri diri toprağa gömülen Medine, devlete yapılan başvuruya karşın koruma altına alınmadığından eski kocası tarafından katledilen Ayşe Paşalı ve diğerleri… Her birinin öyküsü hafızalardaki tazeliğini koruyor. İnsan hak ve özgürlüklerine duyarlı biri olarak soruna kayıtsız kalamazdım. Egemenliğin, egemen cinse sağladığı aşağılaştırıcı ayrıcalıklarla kopuşmak, kadınların yürüttükleri mücadeleye başka bir noktadan destek olmak, cins egemenliğini tartışmaya açmak istedim. Böylesine önemli bir konuyu, tarihsel ve güncel boyutlarıyla daha bütünlüklü araştırmak, anlamak ve çözümlemek istedim.

- Nasıl bir çalışmanın ürünü bu kitap?
Öncelikle konuyu hangi boyutlarıyla araştıracağıma karar verdim. Başlıklar çıkardım. Yüzlerce kitabı, içerikleri, kapsamı bakımından taradım. Bu alanda dünyada öne çıkmış araştırmacılar, yazarlar, kadın liderlerinin kaleme aldıkları da dahil, 100 civarında kitap okudum. Okuduklarımdan incelemem gereken yeni kaynaklara ulaştım. Çok sayıda dergi, broşür ve makaleye baktım, notlar çıkardım. Farklı yaklaşımları inceledim. Ulaştığım sonuçları bölümler halinde tasnif ettim. Ardından da yazdım.
- Kadını erkek egemen sistemde ezilen konuma getiren en önemli noktalar neler?
Konuya, kadının ezilen cins durumuna düşmesinin nedenlerini araştırmakla başladım. Birbirini takip eden süreçteki farklılaşmaların neye bağlı geliştiğinin peşine düştüm. Cinsel ilişkiler, aile ve evliliğin evrimi, dinde kadının yeri, Freud şahsında erkeğin kadın psikolojisine yaklaşımı, toplumsal adaleti savunan Rousseau’nun erkek şovenizmi penceresinden kadına yaklaşımı, tarihteki kadın mücadeleleri, Sovyetler Birliği örneği gibi belli başlı noktaları inceledim. Araştırmalarımda kadının ezilen cins konumuna düşmesinde belirleyici faktörün özel mülkiyet olduğu sonucuna vardım. Özel mülkiyetin gelişmediği dönemde kadın toplulukta etkin güç durumunda. Otoritesi, ezen ezilen ilişkisine dayanmayan doğal, etkin konumundan gelmektedir. Bu konumunu sonradan kaybediyor. İlkel dönem insanının göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçişiyle kadın-erkek arasında işbölümü gerçekleşiyor. Bu işbölümü mülkiyetin örgütlediği egemenlik ilişkisinin üzerinde şekillendiği zemini oluşturuyor. Kadın barınağın çevresinde ocağa bağlanırken, erkek dışarıda giderek aktifleşen işlerde konumlanıyor. Kadın-erkek işbölümü, iki cins arasındaki ilişkinin yöneten yönetilen bağlamının şekillenmesine zemin hazırlıyor.
- Bu durumun değişmesi noktasında sorun en çok nerede kitleniyor?
Kuşkusuz ki sorunun merkezinde sistem yatıyor. Toplumsal değerler, kültür, ahlak kuralları egemenlik ilişkisine göre şekilleniyor. Toplumsal ilişkilerden çıkan kültür öğeleri toplumu şekillendiren aktif etkileyici faktörlere dönüşüyor. Evlilik, aile, din gibi kurumlar, topluma egemen kültür; erkekliği üreten temel kurumlar ve kültür öğeleri olarak işlev görüyor. En başta siyasal iktidarın kendisi değişime engeldir. İktidarın cinsiyet motifi erkektir ve bu rengini sıkı sıkıya korumaya çalışıyor. İktidarı korumak erkekliği korumakla özdeşleşmiştir çünkü. Ayrıca erkek egemenliğini ve haliyle sistemi üreten bütün diğer kurumlar da kadınların özgürlüğünün önünde barikat işlevi görüyor. Bunlar aşılmadan kadınlar özgürleşemez.
-Çözüm için ne öneriyorsunuz?
Hiç bir iktidar, iktidar olmanın sağladığı ayrıcalıkları rızasıyla terk etmez. Erkek de egemenlik sahasını kendi isteğiyle terk etmeyecek, kadınla eşit olmaya yanaşmayacaktır. Aksine kadınların özgürleşme mücadelesini bastırmaya, engellemeye çalışacaktır. O nedenle örgütlü, bilinçli kadın mücadelesi zorunludur. Cins iktidarına son verecek bir kadın devrimi kaçınılmazdır. Devrimin öznesi de kadın olacaktır. Siyahların mücadelesini destekleyen beyazlar, sömürgecilerin egemenliğine karşı çıkan egemen ülkelerin ilericileri, aydınları gibi, toplumsal cinsiyetçiliğe karşı kadın hareketine destek veren erkekler de bu mücadelede yedeklenmelidir.
Kadınların erkek egemenliğine son verme gücü vardır. Çok çeşitli araçlarla erkek egemenliğine karşı mücadele yürütebilir. Dernekler, vakıflar, dayanışma evleri, kentsel-bölgesel kadın meclisleri, kadın sendikaları, kadın partisi gibi araçlara başvurulabilir. Nezihe Muhittin başkanlığında, Haziran 1923’te Kadınlar Halk Fırkası kurulmuştur. Erkek egemen iktidar bunu kendisi için tehlike görmüş ve kadın partisi
kurulamayacağına karar vermiş, Kadınlar Halk Fırkası’nı da kapatmıştır. Çeşitli gerekçelerle yine aynısını yapacaklardır. Fakat ısrar ve inatla sürdürülecek bu haklı mücadele nihayetinde hedefine ulaşacaktır. Buna inanıyorum.
Hasan Coşar, “Tarihte ve Günümüzde Kadın” kitabında erkek egemenliğinin tarihsel boyutlarını irdelerken, günümüze de bakıyor. 15 bölümden oluşuyor kitap. Freud'un erkek şovenizminden Sovyetler Birliği'nde kadının yerine, din ve kadın ilişkisine kadar pek çok konuyu kapsıyor. Yüzlerce kaynak okumuş bu kitabı yazmak için Coşar. Biz de onunla Sınırsız Yayınları'ndan çıkan kitabını konuştuk.
- Bu kitabı yazma fikri nasıl oluştu?
Kadınların yaşadıkları sorunlar ortada. Sürekli şiddet görüyor, taciz ve tecavüze uğruyor, katlediliyorlar. Sevdiği insanla evlendiği için öldürülen Güldünya’nın hikayesi, Adıyaman’da henüz 16 yaşındayken ailesi tarafından diri diri toprağa gömülen Medine, devlete yapılan başvuruya karşın koruma altına alınmadığından eski kocası tarafından katledilen Ayşe Paşalı ve diğerleri… Her birinin öyküsü hafızalardaki tazeliğini koruyor. İnsan hak ve özgürlüklerine duyarlı biri olarak soruna kayıtsız kalamazdım. Egemenliğin, egemen cinse sağladığı aşağılaştırıcı ayrıcalıklarla kopuşmak, kadınların yürüttükleri mücadeleye başka bir noktadan destek olmak, cins egemenliğini tartışmaya açmak istedim. Böylesine önemli bir konuyu, tarihsel ve güncel boyutlarıyla daha bütünlüklü araştırmak, anlamak ve çözümlemek istedim.

- Nasıl bir çalışmanın ürünü bu kitap?
Öncelikle konuyu hangi boyutlarıyla araştıracağıma karar verdim. Başlıklar çıkardım. Yüzlerce kitabı, içerikleri, kapsamı bakımından taradım. Bu alanda dünyada öne çıkmış araştırmacılar, yazarlar, kadın liderlerinin kaleme aldıkları da dahil, 100 civarında kitap okudum. Okuduklarımdan incelemem gereken yeni kaynaklara ulaştım. Çok sayıda dergi, broşür ve makaleye baktım, notlar çıkardım. Farklı yaklaşımları inceledim. Ulaştığım sonuçları bölümler halinde tasnif ettim. Ardından da yazdım.
- Kadını erkek egemen sistemde ezilen konuma getiren en önemli noktalar neler?
Konuya, kadının ezilen cins durumuna düşmesinin nedenlerini araştırmakla başladım. Birbirini takip eden süreçteki farklılaşmaların neye bağlı geliştiğinin peşine düştüm. Cinsel ilişkiler, aile ve evliliğin evrimi, dinde kadının yeri, Freud şahsında erkeğin kadın psikolojisine yaklaşımı, toplumsal adaleti savunan Rousseau’nun erkek şovenizmi penceresinden kadına yaklaşımı, tarihteki kadın mücadeleleri, Sovyetler Birliği örneği gibi belli başlı noktaları inceledim. Araştırmalarımda kadının ezilen cins konumuna düşmesinde belirleyici faktörün özel mülkiyet olduğu sonucuna vardım. Özel mülkiyetin gelişmediği dönemde kadın toplulukta etkin güç durumunda. Otoritesi, ezen ezilen ilişkisine dayanmayan doğal, etkin konumundan gelmektedir. Bu konumunu sonradan kaybediyor. İlkel dönem insanının göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçişiyle kadın-erkek arasında işbölümü gerçekleşiyor. Bu işbölümü mülkiyetin örgütlediği egemenlik ilişkisinin üzerinde şekillendiği zemini oluşturuyor. Kadın barınağın çevresinde ocağa bağlanırken, erkek dışarıda giderek aktifleşen işlerde konumlanıyor. Kadın-erkek işbölümü, iki cins arasındaki ilişkinin yöneten yönetilen bağlamının şekillenmesine zemin hazırlıyor.
- Bu durumun değişmesi noktasında sorun en çok nerede kitleniyor?
Kuşkusuz ki sorunun merkezinde sistem yatıyor. Toplumsal değerler, kültür, ahlak kuralları egemenlik ilişkisine göre şekilleniyor. Toplumsal ilişkilerden çıkan kültür öğeleri toplumu şekillendiren aktif etkileyici faktörlere dönüşüyor. Evlilik, aile, din gibi kurumlar, topluma egemen kültür; erkekliği üreten temel kurumlar ve kültür öğeleri olarak işlev görüyor. En başta siyasal iktidarın kendisi değişime engeldir. İktidarın cinsiyet motifi erkektir ve bu rengini sıkı sıkıya korumaya çalışıyor. İktidarı korumak erkekliği korumakla özdeşleşmiştir çünkü. Ayrıca erkek egemenliğini ve haliyle sistemi üreten bütün diğer kurumlar da kadınların özgürlüğünün önünde barikat işlevi görüyor. Bunlar aşılmadan kadınlar özgürleşemez.
-Çözüm için ne öneriyorsunuz?
Hiç bir iktidar, iktidar olmanın sağladığı ayrıcalıkları rızasıyla terk etmez. Erkek de egemenlik sahasını kendi isteğiyle terk etmeyecek, kadınla eşit olmaya yanaşmayacaktır. Aksine kadınların özgürleşme mücadelesini bastırmaya, engellemeye çalışacaktır. O nedenle örgütlü, bilinçli kadın mücadelesi zorunludur. Cins iktidarına son verecek bir kadın devrimi kaçınılmazdır. Devrimin öznesi de kadın olacaktır. Siyahların mücadelesini destekleyen beyazlar, sömürgecilerin egemenliğine karşı çıkan egemen ülkelerin ilericileri, aydınları gibi, toplumsal cinsiyetçiliğe karşı kadın hareketine destek veren erkekler de bu mücadelede yedeklenmelidir.
Kadınların erkek egemenliğine son verme gücü vardır. Çok çeşitli araçlarla erkek egemenliğine karşı mücadele yürütebilir. Dernekler, vakıflar, dayanışma evleri, kentsel-bölgesel kadın meclisleri, kadın sendikaları, kadın partisi gibi araçlara başvurulabilir. Nezihe Muhittin başkanlığında, Haziran 1923’te Kadınlar Halk Fırkası kurulmuştur. Erkek egemen iktidar bunu kendisi için tehlike görmüş ve kadın partisi
kurulamayacağına karar vermiş, Kadınlar Halk Fırkası’nı da kapatmıştır. Çeşitli gerekçelerle yine aynısını yapacaklardır. Fakat ısrar ve inatla sürdürülecek bu haklı mücadele nihayetinde hedefine ulaşacaktır. Buna inanıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder